Tıbb-ı nebevî denildiğinde akla gelenler sadece hacamat, bal veya çörek otu değildir. Hadis kaynaklarında ve klasik İslam tıbbı eserlerinde, farklı bitki ve otlardan da bahsedilir. Bunlar arasında senna, kust (hint kekiği veya costus), nilufer, sakız, misvak ağacı, zeytin yağı, hurma çeşitleri ve daha pek çok bitki sayılabilir.citeturn1search3turn1search6turn1search9turn1search20turn1search24turn1search28 Bu bitkilerin bir kısmı doğrudan hadislerde anılmış, bir kısmı ise Müslüman hekimlerin tecrübeleriyle “faydalı gıdalar” arasında yer bulmuştur.
Örneğin senna bitkisi, bazı rivayetlerde kabızlık için tavsiye edilen doğal bir müshil olarak zikredilir. İbnü’l-Kayyim ve diğer tıbb-ı nebevî yazarları, senna yapraklarının uygun dozlarda kullanılmasını önermişlerdir. Ancak modern tıp, uzun süreli ve kontrolsüz senna kullanımının bağırsak tembelliğine yol açabileceğini belirtmektedir. Bu durum, geleneksel bilgiyi körü körüne değil, güncel tıbbî verilerle birlikte değerlendirmek gerektiğini hatırlatır.
Kust (costus), hadislerde adı geçen bir diğer bitkidir. Özellikle çocuk hastalıkları ve bazı solunum problemlerinde kullanıldığına dair rivayetler vardır.citeturn1search20 Kust kökü, öğütülerek veya yağ hâlinde belirli bölgelerde uygulanmış; bazen de suya karıştırılarak içilmiştir. Ancak bugün piyasada “kust yağı” veya “kust karışımı” adıyla satılan ürünlerin hepsinin güvenilir ve saf olduğu söylenemez; bu nedenle kaynağı bilinmeyen ürünlerden kaçınmak gerekir.
Misvak (diş temizleme çubuğu) da bir bakıma tıbb-ı nebevî kapsamına alınabilecek bitkisel bir üründür. Resûlullah’ın misvak kullanmayı çok sevdiği, ümmetine sürekli tavsiye ettiği bilinmektedir. Modern araştırmalar, misvakın diş plağını azaltmaya, ağız içi mikroorganizmaların dengesini olumlu yönde etkilemeye katkıda bulunabileceğini göstermiştir. Bununla birlikte, fırçalama tekniği ve hijyen kuralları göz ardı edildiğinde, misvak da tek başına yeterli olmayabilir.
Bir diğer alan, zeytin ve zeytinyağıdır. Kur’an’da üzerine yemin edilen zeytin ağacı, hem meyvesi hem yağıyla pek çok beslenme ve tedavi programının merkezine yerleşmiştir. Klasik eserlerde zeytinyağının hem gıda olarak tüketilmesi hem de cilde sürülmesi tavsiye edilmiştir. Bugün de Akdeniz diyetinin sağlığa olumlu etkileri, tıp literatüründe geniş biçimde işlenmektedir. Ancak burada da ölçü, denge ve nitelikli ürün tercihidir.
“Çeşitli otlar” başlığında zikredilebilecek bir başka grup, kokulu bitkiler ve baharatlardır: nane, kekik, rezene, anason, kişniş, safran gibi bitkiler hem yemeklerde hem de şifa amaçlı karışımlarda kullanılagelmiştir. Tıbbî nebevî kaynakları, bu bitkilerin çoğunu ayrıntılı farmakolojik analizlerden geçirmemiş olsa da, yüzyılların tecrübesiyle oluşan bir kullanım birikimini günümüze taşır. Modern bilim ise bu bitkilerin her biri üzerinde ayrı ayrı araştırmalar yapmakta; bazılarını desteklerken, bazılarında dikkatli olunması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Tüm bu ot ve bitki çeşitleri, Müslüman için iki yönlü bir mesaj taşır: Birincisi, Allah’ın yeryüzüne yaydığı şifa sebeplerinin çokluğu ve çeşitliliği; ikincisi ise, bu sebepleri bilgili ve sorumlu şekilde kullanma yükümlülüğü. Gelişigüzel karışımlar hazırlamak, doz bilmeden bitki çayları içmek, “doğal olan zararsızdır” anlayışıyla hareket etmek ciddi sonuçlar doğurabilir. Özellikle kronik hastalığı olanlar, hamileler ve çocuklar söz konusu olduğunda bu risk daha da artar.
Sonuç olarak “çeşitli otlar”, tıbb-ı nebevî ve İslâm tıbbı geleneğinde önemli bir yer tutsa da, her bitkinin her hastalığa iyi geldiği gibi bir genelleme yapılamaz. Her bitkinin kendine özgü etkileri, yan etkileri ve kullanım sınırları vardır. Mümin, bitkisel ürünleri kullanırken hem ehil hekimlerin görüşünü almalı, hem de dinimizin emrettiği itidal ve sorumluluk bilincini elden bırakmamalıdır.
Burada verilen bilgiler, genel kültür ve dinî kaynakları tanıtma amaçlıdır; bitkisel tedavi uygulamadan önce mutlaka doktorunuza ve alanında uzman sağlık profesyonellerine danışınız.